İnternet Bağımlılığı
İnternet bağımlılığı
6 Mayıs 2017
Çocuk İstismarı

Çocuk istismarı

Çocuk istismarı, toplum olarak hakkında en az düşünüp konuşmak istediğimiz ve bizi en çok yaralayan konulardan birisidir. Ancak yine de bu sevimsiz konu hakkında zaman zaman söylenmesi, tekrar tekrar söylenmesi gereken şeyler var. Her ne kadar, ailelerin bilinçlilik düzeyleri artıyor olsa da, çeşitli çalışmalar gösteriyor ki, çocuk istismarı hala dünyada büyük bir problem.
Çocuk istismarı en genel tanımı ile, 18 yaşını doldurmamış bir bireyin yetişkin, toplum ya da devlet tarafından zihinsel, duygusal ya da fiziksel olarak tahrip edilmesi, ya da gelişimi için gerekli olanakların sağlanmaması yolu ile ihmal edilmesidir. Yani istismarın bir tahrip edici eylem yönü, bir de ihmal yönü vardır.
Türkiye’de yapılan araştırmalar, ülkemizde yaşanan Çocuk istismarı vakalarının sıklık sıralamasına göre en çok aile içinde gerçekleştiğini, bunu okulların, kolluk kuvvetlerinin, sokakların, bakım evlerinin ve benzeri kurum ve kuruluşlarının izlediği, en son ise yabancıların istismarının söz konusu olduğunu göstermektedir. Özellikle aile ve yakın temasta bulunan bakım verenler tarafından gerçekleştirilen istismar oranlarının bu denli büyük bir paya sahip olması düşündürücüdür. Çocuk için en güvenli alan olması gereken ailenin istismar sıralamasında başı çekmesi, ailelerin istismar boyutlarını bilmiyor oluşlarıyla ya da güvenli alan olarak gördükleri evlerinde yeterince dikkatli ve özenli davranmıyor olmaları ile açıklanabilir.
Bazı çalışmalar, çocukluk çağında istismara uğramış bireylerde, yetişkinlik döneminde suç eğiliminin büyük oranda yüksek olduğuna dikkat çekmektedir. Bu bakımdan yaraları kolay kolay sarılamayan ve bazen tüm yaşam boyunca bir yük gibi taşınan istismar olaylarına karşı ebeveynlerin en üst noktada özen göstermesi gereklidir.
İstismarın tüm boyutları önemli olmakla birlikte, özellikle fiziksel şiddet ve  cinsel istismar çocuklarda ciddi düzeyde ruhsal yaralanmalara ve travmatik yaşantılara sebep olmaktadır. Elbette istismarın türü kadar kimden geldiği ve sürekliliği de önemlidir. Çocuğun uzun yıllar düzenli olarak maruz kaldığı istismar ile bir kez karşılaştığı istismarın tahribat düzeyi elbette aynı olmayacaktır.
Her iki istismar türünün de yaşanması en olası alan yine çocuğun en yakın çevresidir. Aile, yakın akraba çevresi, bakıcılar ve okul çocuğa en sık ve kontrolsüz temas eden odaklardır. Anne babalar, yabancılara karşı gösterdikleri hassasiyeti bu alanlarda da göstermelidir. Elbette günlük hayatımızda sıklıkla duyduğumuz, okuduğumuz ya da şahit olduğumuz bir takım istismar örnekleri bizi paranoyakça düşüncelere ve gereğinden fazla önlemlere sevk edebilir. Böyle bir durum da aile ilişkileri açısından tahrip edicidir. Ebevenyler dikkatli olmak adına kontrol edebileceklerinden daha fazlasına hakim olmaya çalışmamalıdır. Peki ne yapmalı, hangi önlemleri almalı?

Bunları Yapın.
Çocuğunuzun beden dilini ve davranışlarını sürekli takip edin. İstismar yaşayan çocuk mutlaka bunun sinyallerini verir. Ani davranış değişiklikleri, öfke nöbetleri, uykuya direnme, tıbbi bir nedene bağlı olmaksızın kusma, mide bulantıları ve lokal ağrı şikayetleri, tekrarlayan kabus bozuklukları, cinsel organlara –yaşına uygun olmayan biçimde- aşırı ilgi gösterme gibi davranışlar istismarın sinyalleri olabilir. Bu sinyaller çoğunlukla çok hızlı ortaya çıkar. Bu bakımdan bu konuda sürekli uyanık olursanız, bir istismarın sürekliliğini engellemiş olabilirsiniz.
Çocuğunuzun vücudunu düzenli olarak kontrol edin. Elbette bu polisiye bir tavırla değil, gelişi güzel yapılmalı, kesiler, morluklar, yaralanmalar kontrol edilmelidir.
Çocuğunuzu kendi sınırlarını çizmesi yönünde eğitin. Bu eğitim daha küçük bir bebekken başlamalı ve sürdürülmelidir. Örneğin herkesin içinde altının değiştirilmemesi, çocuğun erojen bölgeleri ile ilgili oyun ve şakaların yapılmaması, fiziksel yakınlaşma (Öpme, sarılma, kucağa oturma gibi) için zorlanmaması ve siz de dahil hiçkimseye yakınlaşmak zorunda olmadığının öğretilmesi, yani kısaca çocuğun beden mahremiyeti konusunda eğitilmesi önemlidir. Burada özellikle, bu bilinçlendirmenin ayıp, günah ekseninde değil, “bedenin sana özel” ekseninde yapılmasının gerekliliğinin altını çizmek gerekir. Elbette ebeveynler kendi inançlarını çocuklarına anlatacak ve öğreteceklerdir. Ancak sosyal ve cinsel davranış eğitimi “suç/günah” ekseninde yoğunlaşırsa yetişkinlik yaşamında bir takım cinsel işlev bozukluklarına da davetiye çıkarılmış olur.
Bunları Yapmayın.
İstismar olasılıklarını çocuğunuzun cinsiyetiyle ve yaşıyla sınırlamayın. Literatür göstermektedir ki, kız çocuklarının aşırı korunduğu kültürlerde erkek çocuklarına yönelen istismar oranları artmaktadır. Bununla birlikte, istismar psikopatolojik bir bozukluktur, çocuğun yaşı, cinsiyeti belirleyici değildir.
İstismardan şüphelendiğinizde çocuğunuzu sorguya çekmeyin. Herhangi bir istismar şüphesi duyarsanız, çocuğunuzla bu konuda konuşmadan önce mutlaka bir uzmana başvurun. Kendi başınıza yapacağınız konuşmalar, kimi zaman yüklü ifade kullanımı hatalarından kaynaklı çocuğun gerçek anısını ortadan kaldırıp yerine bir fantaziye inanmasına sebep olabilir. Çünkü, özellikle 0-6 yaş grubu çocuklar, gerçek ile hayal arasındaki çizgiyi henüz kesin olarak çizemedikleri için kolaylıkla uydurulmuş bir hikayeyi anı zannedebilirler.
Çocuğunuzu yeterince tanımadığınız insanlara emanet etmeyin. İstismarcıların bizden uzak, tamamen yabancı ve bize benzemeyen insanlar olduğunu düşünmek kendimizi güvende hissetmemizi kolaylaştırır. Ancak bu doğru değildir. İstismarcılar da tıpkı bizler gibi hayatları olan, iyi bir işi, düzgün bir aile yaşantısı sürdüren insanlar olabilir. Bu nedenle yeterince tanımadığınız insanlarla çocuğunuzu yalnız bırakmamaya gayret gösterin. Elbette iş hayatı nedeniyle bakıcı tutma zorunluluğu bir çok aile için söz konusu. Bu durumda da mümkün olduğunca bakım verecek olan kişinin referanslarını değerlendirmek fayda sağlayacaktır.

Bunca sevimsiz bilgiden sonra son olarak paranoyakça davranmayın uyarısını yapmak saçma görünebilir, ancak önemlidir. Çocuklarımızı tehlikelerden korumak ve sağlıklı bir geleceğe kavuşturmak hemen her anne babanın en büyük arzusudur. Onların başına gelebilecek olumsuzluklar çocuk için olduğu kadar anne babalar için de yıkım getirmektedir. Ancak ebeveynlik sanatı, çocuğu korurken özgürleştirebilmekte, sağlıklı, kendine güvenen ve hayatın zorlukları ile başa çıkabilen bir birey haline getirebilmektedir. Önemli olan tehlikelerin farkında olmak, gerekli önlemleri almak, gerekli takip ve gözlemleri ihmal etmemek ve bunları yaparken bir gardiyana dönüşmemektir.

Klinik Psikolog Bilge Açıkgöz Karaoğlu