Toplumsal Travma Konulu Seminerimiz Gerçekleşti
21 Eylül 2017

KAYGI BOZUKLUKLARI;

Kaygı nedir?

   Kaygı, normal ölçülerde yaşandığında tehlikelere karşı kendimizi korumamızı, motive olmamızı ve dikkatimizi toplamamızı sağlayan sağlıklı bir duygudur. Problemlerimizi sağlıklı bir şekilde çözmemize yardımcı olur. Yaşanılan kaygının “normallik” ölçüsü ise hissedilen tehlike halinin reel olup olmayışıdır. Fakat ileri derecede kaygı duygularımız da hayatımızda önemli bir yeti yitimine sebep oluyor ise yaşamımızı ve ilişkilerimizi etkiliyor ise kaygı bozuklukların başladığının habercisi olabilir.

Peki kaygı bozukluğu nedir?

Nedeni belli olmayan bir sıkıntı, endişe ya da kötü bir haber alacakmış gibi hissetme halinin sürekli devam etmesine kaygı bozukluğu denir. Kadınlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla görülür. En az 6 aylık bir sürenin çoğu günlerinde bir takım olaylarla ilgili olarak aşırı kuruntulu davranışlar, kaygılı tavırlar sergiler ise bir uzmandan yardım alınması önerilir.

Kaygı bozukluğun belirtileri nelerdir ve nasıl anlaşılır?

-Genel görüntüsü ve davranışı;  Huzursuzluk, endişeli bir yüz, gergin bir duruş, çabuk irkilme ve kızma, yerinde duramama vardır.

-Konuşma ve ilişki kurması;  Kaygıdan dolayı zor konuşma, konuşmada tedirginlik, ses titremesi görülür, ancak konuşma içeriği düzgündür.

-Duygu Durumu;  Kaygı bozukluğu yaşayan insanlar sanki kötü bir şey olacakmış gibi hissettiğini vurgular. Fakat korkusunun ve nesnesinin nedeni bilinmemektedir. Bunaltı durumu uzun sürdüğünde hastada derin bir yılgınlığa neden olduğundan sıklıkla ruhsal çökkünlük belirtileri de birlikte bulunabilir.

-Bilişsel Yetiler;  Bilişsel yetilerinde temelde bir bozukluk yoktur. Aşırı yoğun stres ve sıkıntıdan dolayı dikkat dağınıklığı yaşayabilir ve bu stresten kaynaklanan dikkat eksikliği, zihin boşalması, geçici unutkanlık, anlama ve öğrenme de azalma yaşanabilir, ama bunların hepsi kaygıdan kaynaklanan streslerdir.

-Düşünce İçeriği;  Düşünce sürecinde ve içeriğinde belirgin bir bozukluk olmaz. Fakat yakınmaya neden olayları sabırsızlıkla anlatmak istediğinden düşünce içeriği hızlanmış olabilir

-Fizyolojik Belirtiler ve Bedensel Yakınmalar;  Kaygıdan kaynaklanan stresle kan basıncının yükselmesi, kalp atışının hızlanması, çarpıntı, kolay yorulma, yüzde solukluk ya da kızarma, terleme, sık dışkılama ve idrar, soluk almada güçlük, ellerde ve ayaklarda soğukluk ve karıncalanmalar, kas gerginliği, uyku bozuklukları görülebilir.

Kaygı bozukluğu yaşayanlar da genellikle yaşam olayları karşısında meraklanma, gerginlik, çabuk irkilme, dikkat dağınıklığı, çabuk kızma ve huysuzluk tepkileri de eşlik edebilir.

Sayılan bu belirtilerin Kaygı Bozukluğu sayılabilmesi için, herhangi bir maddenin ya da ilacın başka bir sağlık durumunun yan etkileri ya da fizyolojisiyle ilgili olarak görülmemesi gerekir.

Kaygı bozukluğu türleri nelerdir?

Yaygın Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu;

-Kişinin günlük aktivitelerini sürdürmesine engel olacak çok ciddi şiddette yoğun ve sürekli bir kaygı halidir. Kişinin günlük rutin hayatını etkileyebilecek derecede şiddetlidir.

-Kişi sanki kötü bir haber alacakmış gibi veya kötü bir şey olacakmış gibi hisseder, bu kaygı hali belli bir nedene bağlı değildir ve gerçeklikle uyum göstermez.

-Yaşanılan kaygı duygusal, fiziksel ve düşünsel alanda süreklilik gösterir.

-Kişi en az altı aylık bir sürenin çoğu vakitlerinde kaygılı beklenti içerisinde olur.

-Tipik semptomları huzursuzluk, sürekli diken üstünde olma, kolay kızma ve sinirli olma, hemen yorulma, konsantre olmakta zorluk, kas gerginliği, uykuya dalmada zorluk şeklinde görülür.

Panik bozukluğu;  

-Panik bozukluğunun temel özellikleri; Tekrarlanan kendiliğinden ve beklenmeyen panik atakların varlığı ile giden bir bunaltı bozukluğudur. Sürekli olmayan zaman zaman yoğun korku veya kaygı rahatsızlığıdır.

-Panik atak, dakikalar içerisinde doruğa ulaşan ve bu sırada bazı fizyolojik belirtilerle ortaya çıkan, yoğun içsel sıkıntının bastırılmaya çalışıldığı bir durumdur.

-Bazı fizyolojik belirtiler; Terleme, titreme, soluk tıkanıklığı, göğüs ağrısı, karın ağrısı ya da bulantı, baş dönmesi, bayılacak gibi olma, çıldırma korkusuyla denetimini yitirme, uyuşukluk, kalp krizi geçirme, çıldırma, ölüm korkuları gibi belirtiler ile bir kaygı duyma ve ya tasalanma görülür.

-Bazı panik ataklardan en az birinden sonra bir ay ya da daha uzun bir süreyle “çıldırma” ya da “panik atak geçirmekten kaçınma davranışları “ sergiler. Bu duruma “beklenti anksiyetesi” denir.

Agorafobi;

-Açık yerlerde bulunmaktan, kapalı alanlarda olmaktan kaçınma, toplu taşıma araçlarını kullanmada zorlanmalar, tek başına dışarda olma, sırada bekleme ya da kalabalık yerlerde durma gibi durumlardan korku ya da kaydı duyulmasıdır.

– Agorafobi, kişinin panik atağa neden olacağını düşündüğü yerlerden ve durumlardan uzak durmasına neden olan bir anksiyete bozukluğudur. Agorafobisi olan kişiler kendilerini savunmasız hissettikleri için açık alanlarda olmaktan kaçınırlar.

-Kişi, kaçmanın güç olabileceği, yardım alamayabileceği, kurtulamayacakmış gibi tıkanıp kalması, çıkamaması ya da yardımsız, çaresiz kalması gibi durumlardan korkar ya da kaçınır. Bu yüzden panik nöbetinin gelmesinden de bir endişe veya korku duyabilir.

-Agorafobi kaynağı durumlar neredeyse her zaman korku ya da kaygı doğurabilir.

-Agorafobinin en önemli özelliği; kişinin girdiği ortamdan değil, o ortamda panik nöbetini geçirmekten korkması ve bunun sonucunda kendi kontrolünü kaybetmekten ve ölmekten korkmasıdır.

-Korku, kaygı ya da kaçınma sürekli bir durumdur ve altı ay ya da daha uzun sürebilir.

-Klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya tüm sosyal alanlarda işlevselliğin düşmesine neden olur.

Toplumsal kaygı bozukluğu ( sosyal fobi);

-Kişinin sosyal hayata karşı değerlendirilecek olduğu bir durumda gösterdiği belirgin bir kaygı boyutudur. Kişi olumsuz olarak değerlendirilmesi düşüncesi ile küçük düşeceği, aşağılanacağı, reddedileceği, utanç duyacağı, başkalarınca dışlanacağı ya da üstünlük taslanacağı gibi endişelerle yoğun bir kaygı duygusuna kapılır. Bu nedenle sosyal kaygı bozukluğu yaşayan kişiler insanlarla bir araya gelmekten, karşılıklı konuşmaktan, kalabalık ortamda yemek yemekten  kaçınabilirler.

-Kişinin söz konusu toplumsal durumlarda her zaman ve neredeyse sürekli, korku ya da kaygıya  maruz kalabilir ve bu durum altı ay ve daha fazla zaman içerebilir.

-Çocuklarda toplumsal kaygı kendini sürekli ağlama, bağırma, donakalma, toplumsal durumlarda sinme, konuşamama ile kendini gösterir.

-Korku /kaygı bir sıkıntıya ya da toplumsal işle ilgili alanlarda önemli işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olabilir. 

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu:

-Ayrılma kaygısı bozukluğu çocukluk çağında görülen, kişinin bağlandığı insan veya insanlardan ayrılmaya karşı gösterdiği gelişimsel olmayan, şiddetli kaygıyı ifade eden ya da fazlasıyla korku duymasıyla oluşan bir kaygı bozukluğu türüdür. Bu korku yetişkinlerde altı ay ya da daha uzun süreklilik gösterirken, çocuklarda ve ergenlerde en az dört hafta sürebilir.

-Bağlandığı kişilerden ayrılacak gibi olma düşüncesi bile kişiye tasalanma ya da bağlandığı kişinin başına bir iş (hastalık, ölüm, kaçırılma, kaybolma, kaza geçirme gibi) gelecekmiş gibi sürekli tasalanma ve gerilme görülür.

-Ayrılma korkusundan dolayı okula, işe ya da herhangi bir yere gitmek için dışarı çıkmayı reddetmesi, bunu istememesi ve karşı koyması görülür.

-Bağlandığı kişi veya kişilerden ayrı kalma, başka ortamlarda ya da evde tek başına kalmaktan korkma bununla birlikte bedensel yakınmalar(Baş ağrısı, bulantı, kusma) gerçekleşebilir.

-Bu bozukluk klinik acıdan belirgin sıkıntıya ya da toplumsal alanlarda önemli oranda işlevselliğin düşmesine işlevsellik yitimine neden olur.

 Seçici Konuşmazlık Bozukluğu (Mutizm):

-Daha çok çocuklarda görülen bir kaygı bozukluğudur. Seçici konuşmazlık bozukluğu olan çocuklar konuşma yetilerinde herhangi bir fiziksel bir problem olmamasına rağmen konuşmazlar. Bu bozukluğun süresi en az bir aydır. Seçici konuşmazlık bozukluğu eğitimle ya da işle ilgili başarıyı engeller ya da toplumsal iletişimi bozar. Bu bozukluk başka durumlarda (örneğin aile içinde) konuşmasına karşın, konuşmasının beklendiği özgül toplumsal durumlarda (okulda) süreğen bir biçimde konuşamıyor olmasıdır. Bu durum çocuğun okuldaki başarısını ve sosyal uyumunu etkileyebilir.

Özgül Fobiler:

-Özgül bir belirli nesne ya da durumun varlığı ya da bununla karşılaşacak olma beklentisiyle başlayan aşırı gerginlik, anlamsız bir korku halidir (Böcek korkusu, yükseklik, kapalı yerler, uçağa binme,  sağlıkla ilgili korku).

-Gerginlik ve korkuya neden olan uyaranla karşılaşılınca birden başlayan anksiyete tepkisi ortaya çıkabilir. Fobi kaynağı nesneyle ya da durumla ile neredeyse her zaman, doğrudan korku ya da kaygı doğurur. Bu durumlarla karşılaşmamak için kaçınma davranışına girer. Korku ya da kaygı kişinin kaçınma, klinik açıdan işlevsellik alanında işlevsellikte düşmeye neden olur.

-Çocuklarda korku ya da kaygı, ağlama, huysuzluk, tepinme, donakalma, bağırma ya da sarılma ile kendini gösterir.

-Korku/kaygı kişide sürekli devam eden bir durumdur, altı ay ya da daha da uzun sürebilir.

Peki kaygı bozukluğun oluş nedenleri nelerdir?

Kaygı Bozukluğu günümüzde çok rastlanan bir ruhsal durumdur. Bu durumun gelişmesinde birçok etken vardır; fakat en dikkat çekeni kalıtsal faktörler etkisidir. Bunun yanı sıra çocukluk dönemde kötü muamele görülmüş olması ve yaşam deneyimlerinin de etkisi yadsınamayacak düzeydedir. Düşük sosyoekonomik durum, sorunları içe atma eğilimleri ve gene çocukluktaki davranım bozuklukları etken faktörler arasında sayılmaktadır. Kişilerin kendilerini her an tetikte hissediyor olmaları, kaygı hallerinin yanı sıra felaket senaryoları gibi düşünceleri ile ilişkili görünmektedir.

Nasıl teşhis konulur ve Tedavi süreci nasıl gelişir?

Kaygı bozukluğu bir ruh hekimi tarafından konmalıdır. Teşhis süresince diğer ayırıcı tanılara dikkat edilmeli diğer ruhsal ve bedensel rahatsızlıklardan iyi ayrılması önemlidir. Bedensel yakınmalardan dolayı bazı tetkiklerin yapılması önerilir. Belirli bir bedensel bir nedene bağlanamayan baş ağrısı, kas ağrıları gibi şikayetler üstüne giden tablolarda, kaygı bozuklukları akla gelinmesi gereken durumlardan bir tanesi olmalıdır.

Kaygı bozukluğu tedavi edilmediği durumlarda zaman içerisinde ilerleyerek insanların günlük yaşamlarındaki ruhsal bozukluklara ve işlev bozukluklarına neden olabilir. Tedavi olunmadığı takdirde ilerleyen dönemlerde sıklıkla depresyon gibi eş tanılar da ortaya çıkar.

Kaygı bozukluklarında hastaların sağaltımında göz önünde tutulması gereken bazı temel ilkeler vardır.

-Tedaviye erken dönemlerinde başlanması, ilerlememesi ve hemen sonuç alma acısından önemlidir.

-Bu rahatsızlıklarda eşlik eden bazı diğer rahatsızlıklar da depresyon, alkol ve madde kullanımı gibi ek tanıların tedavi sürecini etkiler. Bu nedenle hastanın başlangıçta iyi değerlendirilmiş olmasına dikkat edilmelidir.

-Hastaya uygun anlatım biçimi olarak biyolojik ve psikolojik gidiş hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Hasta ile hekim arasında iyi bir ilişki olması tedavi planlanması ile birlikte oluşturulması gerekir.

-Kaygı bozukluğu yaşayan hastalarda bazı bağımlılık yapan tüketim ürünlerine sınırlama getirilmesi gerekir.(kafein tüketimi gibi)

-İlaç ve Psikoterapi süreci tedaviyi olumlu yönde etkiler.

-Kaygı bozukluğu yaşayan hastalarda tedavi biçiminde, ilaç tüketiliyor ise ilacın yan etkilerinden bahsedilmeli hastayı endişeye sokmamalı hastayı bilgilendirme yapılması önemlidir.

 

Soru Sor