Zihinsel yetersizlik nedir?
6 Mayıs 2017
Çocuk istismarı
Cinsel İstismarcı Kimdir?
6 Mayıs 2017
Aile içi şiddet ve geçimsizlik problemleri

Aile içi şiddet ve geçimsizlik problemleri

Neden Anlaşamıyoruz : Evlilik, iki insanın hayatlarının geri kalanını birlikte geçirmek arzusu ile attıkları büyük bir adımdır. Ancak kimi zaman gelecek çok da arzulandığı gibi olmuyor. Geçmişe kıyasla boşanma oranlarının gözle görülür artış gösterdiği bilinen bir gerçek. Bununla birlikte dikkat çekici olan bir diğer durum ise bu boşanmaların yarısına yakınının (%40,2) evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleştiği… Demek ki sorun daha birlikte bir sistem kurmaya çalışılırken başlıyor ve yeni çiftlerin yarısına yakını bir uzlaşma platformu oluşturmayıp kendi yollarına gidiyorlar.
Çevremizde sık sık, “eskiden evlilikler böyle değildi. İnsanlar evlilik konusunda daha kararlı ve tutarlı idi.” gibi sözleri duyabiliyoruz. Gerçekten de eskiden evlilikler daha mı iyi yürüyordu? Çözüm “eski”ye dönmek mi?
Öncelikle “eski evliliklere” genel olarak bakmakta fayda var. Kadının çalışmadığı ve ev, çocuk bakımı gibi işlerle meşgul olduğu, doğal olarak ekonomik varlık gösteremediği zamanlardan bahsediyoruz. Evlilik bağının kutsal kabul ediliyor olmasından kaynaklı toplumda sık telaffuz edilmiş bir baba sözü bile var: “Bu evden beyaz gelinliğin ile çıktın, ancak kefeninle girersin.” Bu koşullarda evlilik ilişkisi içinde kadının sesinin yüksek çıkması, en azından dolaysız olarak yükselebilmesi çok mümkün görünmüyor. Orta yaş ve üstü kadınlarda kavganın ( şiddet ) ortasında bayılma, sık sık uzayıp giden, bir türlü iyileşmeyen hastalıklara yakalanma sıklığı belki de biraz bununla ilgili.  Buna boşanmış aile çocuklarına uzaylı gibi bakılması da eklenince çiftler için tam bir çıkmaz, bir kısır döngü oluşturuyor. Bir çoğumuzun belleğinde mutsuz anne baba hatırasının oluşu boşuna değil.
Bugün toplumun geleneksel kesimlerinde bu kültürün hala devam ettiğini görüyor olsak da işler bir hayli değişti. Artık kadınlar ekonomik olarak toplumda daha yaygın bir şekilde varlık gösteriyor. Artık boşanmış aile çocukları eskisi kadar uzaylı değil. Artık babalar kızlarını “ne zaman istersen geri dönebilirsin.” diyerek gönderiyor yeni hayatına. Bu gelişmelerin iyi sonuçlar vermesini bekliyorken giderek yaygınlaşan boşanmalarla karşılaşıyoruz. O halde böyle olması kötü mü oldu? Eskiden herşey daha mı iyiydi? Bu soruya evet cevabı verenler çoktur. Ancak her değişimin yeni dinamikler yarattığı ve çözümün bu yeni dinamiklere göre üretilmesi gerektiğini göz ardı etmemek gerek. Günümüzün evliliklerinde değişen en temel dinamikler eşitlik, ekonomik değişimler ve boşanma tabularının etrafında şekillenmekte. Öncelikle çözüm ararken tüm bu değişimleri geriye çevirmek ve geleneksel anlayışa dönmek rüyasından kesin olarak vazgeçmek gerek. Bu hem imkansız, hem de yararsızdır. Çünkü geçmişten bu güne değişen durum boşanma oranları ise, hiç değişmeden süre giden durum da mutsuz evliliklerdir. Peki değişen koşullarda çiftlerin ilişkilerini daha doyurucu ve uzun ömürlü yapabilmesinin yolu nedir?

AYNI TARAFTASINIZ!

Nikah masasında kimin kimin ayağına basacağı gibi “sevimli” bir kültürümüz vardır, bilirsiniz. Evlilikte kimin sözünün geçeceğine dair bir ritüeldir bu. Daha başlarken eşlerin ilişki idaresinde baskın olmaya dair mücadelesinin göstergesidir bu aynı zamanda. Öncelikle eşlerin birbirlerini rakip değil, ekip olarak görmeleri ve ilişkilerini buna göre kurmaları gerekiyor. Kimin dediğinin olacağına değil, neyin iyi olacağına odaklanmak gerekiyor. Elbette bunun tek taraflı değil, her iki tarafın ortak algısı ile başarılabilir olduğunu da eklemek gerek. Güç ilişkilerini dengeleyerek ve “baskın olan, sözü geçen taraf olmak” alışkanlığından vazgeçerek yola çıkıldığında, bir çok sorunun çözülebilir olduğu görülecektir. Yoksa sözü geçen taraf olma mücadelesi, bir ömür boyu sürekli diken üstünde yaşamanıza ve evliliğinizin tadını çıkaramamanıza neden olacaktır.

EŞİNİZİ DİNLİYOR MUSUNUZ?

Toplumda bir çok bireyin ortak sorunudur: “Beni anlamıyor.” Bu şikayeti o denli çok duyarsınız ki, dünyanın tepesine çıkıp aşağı baksanız etrafta “beni anlamıyor” diye dert yanarak dolaşan milyonlarca insan görebilirsiniz. Anlaşılma arzusu elbette çok doğal bir arzudur ve bu beklentiyi elbette insan önce hayat arkadaşına yükleyecektir. Ancak “anlaşma” karşılıklı bir eylemdir ve “dinleme” ile bağlantılıdır. Bu nedenle yeterince anlaşılmadığımıza ve dinlenilmediğimize üzülürken, aynı davranışı sergiliyor olabileceğimiz gerçeğini kaçırmamak gerekir. Bu konuda sıklıkla yapılan bir hata, karşı tarafın aklından geçenleri bildiğini varsaymadır. Elbette birlikte yaşadıkça çiftler birbirlerini zamanla daha iyi tanıyacaktır. Ancak, bu tanımanın getirdiği “hakkında herşeyi biliyorum” duygusu, onu dinlememenize ve belki hakkında hiç bilmediğiniz bir çok şeyi anlayamamanıza sebep olabilir.

EŞİNİZDEN BEKLENTİLERİNİZ GERÇEKÇİ Mİ? Yoksa Neden Anlaşamıyoruz sorusunu sık sık soruyormusunuz ?

Evlilik insanların hayatında yaptıkları çok büyük bir değişikliktir. Alışageldiğiniz günlük yaşam biçiminden farklı,  alışkanlıkları  bambaşka olan bir insanla yeni bir kültür inşa etmeye yönelik bir adımdır. Elbette hayatın bu yeni evresine yönelik birçok beklenti ve arzunun gelişmesi normaldir. Ancak bu beklentiler ne kadar gerçekçidir? Kafanızda tasarladığınız evlilik hayatına uygun bir eş mi seçtiniz, yoksa seçtiğiniz eşi hayal ettiğiniz kişiye mi benzetmeye çalışıyorsunuz? Bu soruya verdiğiniz cevap çoğunlukla evlilikte yaşadığınız doyum ile paralel olacaktır. Evlilik öncesinde yeterli flört döneminin yaşanmaması ya da tarafların evliliğe yüklediği anlamlar nedeniyle bu konuda büyük tartışmalar yaşanabilmektedir. “Evlenmeden önce böyle değildi.” “Artık evliyiz. Bu konuda daha farklı davranman gerekiyor.” “Böyle bir insan olmanı istiyorum.”  “Falancanın eşi hep böyle davranıyor, sen neden yapmıyorsun?” gibi ifadeler size yabancı gelmiyor olmalı.
Bu alandaki sorunları çözmeye kalkışırken öncelikle işe kendi beklentilerinizle başlamalısınız. Beklentilerinizin gerçekçi olup olmadığını, bunu eşinize ne kadar uydurabileceğinizi iyice gözden geçirmelisiniz. Örneğin sevgisini ifade etme biçimi olarak çiçek almasını beklediğiniz eşinizi, bunu yapmadığı için sürekli suçladığınız zamanlar boyunca sevgisini kendince ifade ettiği başka muhteşem anları kaçırıyor olabilir misiniz? Ya da bazı beklentileriniz, onu kendisi olmaktan çıkaracak denli kişiliğine tezat olabilir mi?
Elbette burada bahsedilen,  tüm beklentilerden vazgeçmek, değişim yönünde çaba harcamamak değil. Değişim kimi zaman gerekli, çoğu zaman da kaçınılmazdır. Ancak değişim beklentisini nasıl ifade ettiğiniz başarınızı büyük ölçüde belirler. “Sen zaten tembelsin! Ben nasılsa bu evde köleyim!” gibi bir yaklaşım, karşı tarafta savunma, kendini koruma, kaçınma gibi ihtiyaçlar doğuracaktır. Çünkü saldırgan, yargılayıcı ifadeler içerir ve haklılığı bir yana, dinlenilme ve anlaşılma olasılığı düşüktür. Bunun yerine “Dinlenmek istiyorsun, anlıyorum; ama ben de yorgun hissediyorum. Biraz yardım edersen bunu hemen bitirip birlikte dinlenelim.” gibi bir yaklaşım, belki her zaman herkeste etkili olmayabilir, ancak saldırgan olmadığı için karşı tarafta savunma alarmını çalıştırmaz ve dinlenilme olasılığı daha yüksektir. “Benim eşim hayatta böyle bir yaklaşımdan etkilenmez” diyenler olacaktır. Haklı olabilirsiniz, ancak bugüne kadar kullandığınız yöntemler zaten yarar sağlamadıysa, bu kez de bunu denemekten zarar gelmeyecektir.

GEÇMİŞTE DEĞİL, BUGÜNDE YAŞAYIN! Neden Anlaşamıyoruz dememek için !

Tüm ilişkiler, çeşitli sebeplerle tartışmaların, çatışmaların yaşandığı deneyimlerle doludur. Kimi zaman yanlış anlaşılmalar, kimi zaman ise hoş olmayan tepkiler, üzgünlükler, kırgınlıklar yaşanır. Yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen bir ilişkiyi sürdürmek, ilişkinin gücünü ve sağlamlığını gösterir. Ancak çoğu zaman bu güçlü bağı zedeleyen, içten içe kemirip çürüten yaşanılan olumsuz deneyimlerden çok, sonrasında buna takılıp kalmaktır. Olaylar yaşanır biter, ama bu olayların etkileri kişilerin zihninde canlı olduğu sürece o ilişki risk altındadır. Günlük yaşamın sıradanlığının altında, sürekli kaynayan ve her iki tarafı sürekli gerilimli ve huzursuz eden lav tabakası gibidir bu. Elbette kimi anılar, kolayca unutulabilecek, affedilebilecek kadar hafif olmayabilir, hatta travmatik bile olabilir. Ama ne kadar kötü olursa olsun, herşeye rağmen yola devam etme kararı verildiyse, yol boyunca kişinin yaklaşımı, bunun acısını çıkarmak değil, bunu atlatmak olmalıdır. Bireysel olarak bunun başarılamadığı durumlarda profesyonel destek alarak ve eşten bu konuda kendisine destek olmasını isteyerek zaman içerisinde olumsuz anıların etkilerinden kurtulunabilir. Ancak yaklaşım geçmişte yaşanan olaylar nedeniyle eşi cezalandırmak, suçlamak, acısını çıkarmak şeklinde olursa, belki adalet duygusu tamir edilebilir, ancak bu uğurda harcanan ilişki olacaktır. Bu nedenle bakışınızın sizi hangi geleceğe götüreceğini iyi tahlil etmeli ve varmak istediğiniz tarafa yönelmek için çaba göstermelisiniz.

EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRÜR MÜ Neden Anlaşamıyoruz ?

Evlilik hakkında en popüler tartışmalardan biridir: “Evlilik aşkı öldürür mü?” Birçok deneyimde öldürdüğünü rahatça söyleyebiliyoruz. Bu “cinayetin” birden fazla adımı vardır. “Öncelikle eskiden günün birkaç saatini bir arada geçirdiğiniz insanla artık hep aynı evdesiniz. Eskiden onunla buluşmak için hazırlanırdınız. Güzel/çekici görünmek için çaba sarfederdiniz. Ve bir arada geçirilen zamanların keyifli olması için plan yapardınız. Artık bunların hiçbirine gerek kalmadı. Görüşmek için plan yapmaya, zaman ayırmaya gerek yok. Uyumaya gittiğiniz evde zaten onu göreceksiniz. Sevginize dair yapılabilecek en üst nokta evlenmekti, onu da yaptınız. Artık birşeylerin ispat edilmesi gereksiz. Ayrıca yaşam kavgası var, ekonomik zorluklar, çocuklar… Tüm hayatınız boyunca ergenler gibi aşk yaşayamazsınız ki!” Kafanızdan geçenler bu eksende ise siz de bir cinayet planının taraflarından biri olabilirsiniz.
Evlilikle birlikte elbette birçok şey değişecek, flört dönemindeki gibi olmayacaktır. Öncelikle kaçınılmaz olarak özlem duygusu ilişkinizden çıkıyor. Bu duygunun ortadan kaybolması başlangıçta güzel, ama ilerleyen zamanlarda monoton, tutkusuz ve doyumsuz bir ilişkiye doğru sürüklenmenize sebep olabilir. Bu bakımdan ilişki evliliğe evrildiğinde işleri doğal akışına bırakmamakta, bazı küçük tedbirler almakta fayda var.
Bu tedbirler çiftlerin arzu ve ihtiyaçlarına göre şekillendirilmeli. Örneğin, zaman zaman dışarıda randevulaşmak ve bu randevu için hazırlanmak, zaman zaman birlikte daha önce denenmemiş aktiviteler de bulunmak, belki evde küçük oyunlar hazırlamak, cinsel yaşamı renklendirecek değişiklikler denemek gibi… Böylece flört döneminde olduğu kadar yoğun ve tutku dolu bir ilişki yaşanamasa da sürekli beslenen ve büyüyen bir ilişkiyi yaratmak olanaklı olacaktır.

Sonuç olarak, her ilişki birçok zorluk ve hayal kırıklığı içermektedir. Her zaman mutlu, her zaman sevgi dolu, her zaman doyurucu olmasını beklemek ise başlı başına bir hayal kırıklığı sebebidir. Çiftler, evlilikle birlikte yürümeye başladıkları yolda, başlarına gelebilecek her türlü olumsuzluğa rağmen birbirlerine tutunmayı, birbirlerine güç vermeyi ve en önemlisi aynı tarafta olduklarını unutmamayı başardıkları ve ilişkinin beslendikçe yeşereceğini bildikleri sürece evlilikler daha uzun ömürlü, daha da önemlisi çok daha mutlu olabilecektir.

Neden Anlaşamıyoruz soru ve görüşleriniz için ulaşa bilirsiniz.

Psikolog Bilge Açıkgöz Karaoğlu

bilge@bilgeacikgoz.com